Reklam

Giriş

Site İstatistiği

Bugün453
Dün618
Bu Hafta2357
Bu Ay10654
Toplam319320
Online Üye Yok
333 Kayıtlı
0 Bugün
3 Bu hafta
12 Bu ay
En son: yaylamania
Kocaeli Hakkında Yazdır E-Posta
2404 Kişi Okudu
 
 

Tarihi : Marmara Bölgesi’nin Kuzey doğu kesiminde yer alan Kocaeli, tarihi gelişimi M.Ö.ki yıllara dayanan ve izleri halen günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin yaşandığı bir bölgedir.
İlk çağlarda, Bithynia adı verilen bölgede kurulan kentler, sırasıyla, Olibya, Astakoz, Nicomedia, İznikmid, İzmid ve Kocaeli adlarını almıştır.

 

 

 

 

Yazının Resimli Word Dosyası için Tıklayınız

 

Yazının Resimli Word Dosyası için Tıklayınız

Yazının Resimli Word Dosyası için Tıklayınız

Yazının Resimli Word Dosyası için Tıklayınız

Yazının Resimli Word Dosyası için Tıklayınız

Yazının Resimli Word Dosyası için Tıklayınız

Yazının Resimli Word Dosyası için Tıklayınız

Yazının Resimli Word Dosyası için Tıklayınız

 

Asya ve Avrupa doğal geçiş yolları üzerinde önemli bir kültür, ticaret ve jeopolitik köprü işlevi gören kent, M. Ö. bugünkü İzmit’in güney doğusuna, Başiskele çevresine yerleşen Megaralı göçmenler tarafından M.Ö. 712 yılında kurulmuş ve Astakoz adını almıştır. Kent, M.Ö. 300 yılına kadar yöreye egemen olmuş, M.Ö. 500-435 yılları arasında bağımsız bir kent olarak yaşamış ve kendi adına sikke bastırmıştır. M.Ö. 262 yılında Astakoz halkı, bugünkü İzmit’in bulunduğu alanda kurulan bölgeye yerleşmiş ve kent Bithynia kralı olan Nikomedes dolayısıyla Nikomedya adını almıştır. Nikomedya 1331 yılında Osmanlı egemenliğine geçtikten sonra, önce İznikmid, daha sonra İzmid (İzmit) adını almıştır.
İzmit ilk olarak 11. yy ‘ın sonlarında Selçuklular zamanında Türk egemenliğine alındı. (1078) Daha sonra Haçlı Seferleri sonunda kısa bir süre Haçlı Ordusu komutanı Aleksios Komnenos tarafından işgal edildi. Türk egemenliğine kesin olarak geçişi, Orhan Bey döneminde oldu. 1331 yılında Uçbeyi akçakoca tarafından Osmanlı topraklarına katıldı. İl, Kocaeli adını ise, bu yöreyi Osmanlı Devleti’ne katan, Osman Bey ve oğlu Orhan Bey’in uç beylerinden olan Akça Koca’dan almıştır.
Bu tarihten sonra kente, önce İznikmid, daha sonra İzmid (İzmit) adı verildi. Kent en parlak dönemine Kanuni Süleyman zamanında ulaştı. 19.yy İstanbul-İzmit arasında işleyen ve 1873 yılında Haydarpaşa-Ankara demiryolunun kente ulaşmasından sonra İzmit’in ticari ve sosyal yaşamı canlanmaya başladı.
I. Dünya Savaşı’nın getirdiği yıkımlar sonucu önemini bir süre yitiren ve İngilizler ile Yunanlılar tarafından işgal edilen İzmit, 27 Haziran 1920 de Türk Orduları tarafından işgalden kurtarıldı. Cumhuriyet Döneminin başlarında İzmit Kocaeli ilinin merkezi oldu ve 1950’ li yıllardan sonra hızla gelişerek büyük bir sanayi ve ticaret merkezi haline geldi.

 

Genel Bilgi
Marmara Bölgesi’nde yer alan Kocaeli, doğu ve güneydoğuda Sakarya; güneyde Bursa, batıda Yalova, İzmit Körfezi, Marmara Denizi ve İstanbul ili; kuzeyde de Karadeniz ile çevrilidir. Asya ile Avrupa’yı birleştiren önemli bir yol kavşağında yer almaktadır. Sakarya Irmağı’nın batı yakasından başlayarak Pamukova ve İznik Gölü’nün kuzeyinde Bozburun’a kadar uzanan Samanlı Dağları İzmit, Sapanca ve Adapazarı çöküntü alanına hâkim bir konumdadır. Samanlı Dağları’nın en yüksek noktası Keltepe (1.601 m.)’dir. İldeki diğer önemli dağlar Dikmen Dağı (1.387 m.), Naldöken Dağı (1.125 m.), Naz Dağı (917 m.) ve Çene Dağı (646 m.)’dır. Başlıca ovaları İzmit ile Sapanca Gölü arasında uzanan düzlükler ile Dilovası’dır. Kuzey Anadolu kırık kuşağının uzantısı olan fay hatları ile sınırlanan Kocaeli deprem kuşağı üzerindedir. İlin Karadeniz kıyısındaki Pazarburnu açıklarında kayalıklardan oluşan Kefken Adası yer almaktadır.
İl topraklarından kaynaklanan suların bir bölümü Karadeniz’e, bir bölümü de Marmara Denizi’ne dökülür. Gebze’nin Tepecik köyü yakınlarından doğan Riva (Çayağzı) Deresi, Ağva Deresi (Göksu Deresi), Yulaflı Deresi, Darlık Deresi de il topraklarından doğar. Denizli köyünden doğup Karadeniz’e dökülen Kocadere’nin uzunluğu 50 km.dir. İl topraklarından doğup, il sınırları içinde Karadeniz’e dökülen başlıca akarsu Kandıra ilçesindeki Sansu’dur. Kandıra ilçesinden doğan, Kaynarca Deresi Karadeniz’e dökülmeden önce Sakarya Nehri’ne katılır. Samanlı Dağları’ndan kaynaklanan Kirazdere de İzmit körfezine dökülür. Bu derenin üzerinde Kirazdere Barajı bulunmaktadır. Pelitli Köyü’nün güneyinden ve Tavşanlı Köyü’nün kuzeyinden geçen, Gebze ilçesindeki Dilovası Deresi de İzmit Körfezi’ne dökülür.
İlin Batı bölümündeki 7 km.si Kocaeli sınırları içerisinde kalan, alüvyon yığılması sonucunda Körfez’den ayrılan Sapanca Gölü’nün yüzölçümü 47 km2’dir. Kirazdere Barajı’nın ardında yer alan yapay göl ise 1,74 km2’lik bir alanı kaplar. Bir başka yapay göl de Yuvacık Baraj Gölü’dür. Kocaeli ilinin yüzölçümü 3.505 km 2 ’dir. 2000 Yılı Nüfus Sayımı sonuçlarına göre ilin nüfusu 1.206.085’dir
Kocaeli’nde bitki örtüsü, genelde Marmara Bölgesi özelliğini taşımakla birlikte, deniz kıyısıyla dağlık alanlar arasında önemli farklılıklar görülür. Ayrıca kuzeyden güneye doğru gidildikçe Karadeniz kıyısına özgü bitki topluluklarının yerini, Akdeniz bitkileri almaya başlar. Samanlı Dağları ile Karadeniz kıyısı ardındaki alanlar sık ormanlarla kaplıdır. Bu ormanlar daha çok kayından oluşur; bazı kesimlerde gürgen, kestane ve meşe bulunur. Samanlı Dağları’nın yüksek kesimleri iğne yapraklılarla örtülüdür. İzmit Körfezi’nin kuzey ve doğusunda Akdeniz iklimine özgü makilere rastlanır. Eskiden körfezin kuzey kıyılarında yaygın olan zeytinlikler, yerleşim birimleri ve sanayi alanı elde edilmesi amacıyla yok edilmiştir.
Kocaeli iklimi, Akdeniz iklimi ile Karadeniz iklimi arasında bir geçiş oluşturmaktadır. İl merkezinde yazlar sıcak ve az yağışlı, kışlar yağışlı, zaman zaman karlı ve soğuk geçer. Kocaeli’nin Karadeniz’e bakan kıyıları ile İzmit Körfezi’ne bakan kıyılarının iklimi arasında bazı farklılıklar göze çarpar. Yazın körfez kıyılarında bazen bunaltıcı sıcaklar yaşanırken Karadeniz kıyıları daha serindir.
 
İlin ekonomisi sanayii ağırlıklı olup, tarım ve hayvancılık ve balıkçılık da yapılmaktadır. Ancak bunlar sanayii kuruluşlarından ötürü oldukça gerilemiştir. Kocaeli, İstanbul’u Anadolu’ya bağlayan kara ve demiryolunun üzerinde yer alması ve körfezinden dolayı İstanbul’dan sonra Türkiye’nin ikinci büyük sanayii merkezidir. Kocaeli’nin sanayileşmesi 1870’lerde Haydarpaşa-İzmit demiryolunun açılması ile başlamış, saray ve ordunun gereksinimini karşılayan İzmit’te çuha, Hereke’de de Halı fabrikası kurulmuştur. Cumhuriyetin ilanından sonra 1930’larda İzmit’te kâğıt fabrikası kurulmuştur. Darıca ve Hereke’deki çimento fabrikalarının birleşmesi ile ilde sanayi ağırlık kazanmıştır. 1950’lerden sonra iki kağıt fabrikasına üç yeni kağıt fabrikası eklenmiş, Mannesmann-Sümerbank Boru Endüstrisi yanı sıra yabancı sermaye yatırımları burada yoğunlaşmış, petro kimya, gübre, plastik, lastik, tarım ilaçları, ilaç hammaddesi, sitrik asit, sıvılaştırılmış petrol gazı, demir, çelik, bakır, valf ve alüminyum ürünleri ile elektrik motorları, taşıt araçları, yedek parçalar, çeşitli makineler, kablo, cam, kireç, seramik, yünlü dokuma, deri, glikoz tesisleri onlara eklenmiştir. Gölcük’te Deniz Kuvvetlerinin konuşlanması ile kurulan tersane, askeri fabrikalar da bulunmaktadır.
 
Fabrikaların kurulmasından ötürü, tarım alanları azalmış olmakla birlikte, buğday, mısır, yulaf, şeker pancarı, ayçiçeği ve arpa yetiştirilmektedir. Ayrıca şeftali, erik, karpuz, kiraz, elma, üzüm gibi meyvelerin yanı sıra sebze de yetiştirilir. Çayır ve meraların azalmasından, sınırlı olarak sığır, koyun, keçi ve tavukçuluk yapılmaktadır. Kefken’de balıkçılık, Sapanca ve Hersek Göllerinde de tatlı su balıkçılığı yapılmaktadır.

Kocaeli’nde Kuzuyayla’da, Fındıklı Tepe’de, Kerpe’de, Bayramoğlu’nda, Eskihisar’da ve Karamürsel’de turistik tesisler bulunmakta olup, ilin ekonomisinde katkı payı vardır.

İl topraklarında talk, bitümlü şist, civa ve mermer yatakları bulunmaktadır.

Antik Çağlarda Bithynia Bölgesi’nde yer alan Kocaeli, tarih boyunca Olbia, Astakos ve Nikomedia isimleri ile tanınmıştır. Kocaeli’nin yakın çevresindeki Kadıköy, Erenköy, Pendik, Tuzla, Eskişehir ve Yalova’da MÖ.3000 yıllarına tarihlenen yerleşmelere rastlanmışsa da Kocaeli’nde Prehistorik bir yerleşmeyi kanıtlayacak kalıntı ve buluntulara rastlanmamıştır. Tarihi kaynaklar MÖ.XII.yüzyılda, Avrupa’dan Anadolu’ya başlayan göçler sırasında Trakya’da yaşayan Brygler ismi ile tanınan Friglerin buraya yerleştiğini belirtmiştir. Yunanistan’ın Megara şehrinden kendilerine yeni bir yer bulmak için yola çıkanlar MÖ.712’de İzmit Körfezi’nin güneyindeki Baş İskele’ye gelmiş ve burada Astakos kentini kurmuşlardır.
Astakoz kenti M.Ö.III.yüzyılda da Büyük İskender’in komutanlarından Trakya Kralı Lysimachos tarafından yıkılıncaya kadar varlığını sürdürmüştür. Britanya Kralı 1. Nicomedes M.Ö. 262’de bugünkü Kadıköy Mahallesi ile Bekirdere arasındaki “Dua Tepesi”nde kenti yeniden kurmuştur. Britanya Krallığı’nın başkenti olan bu kente, kurucusundan dolayı Nicomedeia adı verilmiştir.
Britanya Kralı III. Nicomedes’in M.Ö. 73 yılında Krallığını Romalılara bağışlamasıyla Nicomedeia, Britanya eyaletinin merkezi olmuştur. Bir geçit yeri olan Nicomedeia, Roma yolları üzerinde bulunduğundan ulaşımda büyük önem taşıyor, Boğazlara yakın olması nedeniyle de bir Roma deniz kuvveti burada bulunuyordu. İmparator Diocletianus, 284 yılında Nicomedeia’yı Roma İmparatorluğu’nun ikinci başkenti yapmış ve buraya yerleşmiştir. Kente Diocletianus Sarayı, Pazar yerleri, tiyatro ve hipodrom gibi eserler yaptırmıştır. Böylece Nikomedia, Roma, Antakya ve İskendireye’den sonra dünyanın dördüncü büyük kenti haline getirilmiştir. Nikomedeia, MS.358 yılının Ağustos ayında büyük bir deprem geçirerek geniş ölçüde hasara uğramıştır. MS.362’de yeni bir deprem ise ayakta kalan diğer yapıları da yıkarak yok etmiştir. Bundan sonra kent yeniden onarılmış ancak, eski durumuna hiçbir zaman gelememiştir. Doğu Roma İmparatoru I.Constantinius tarafından Byzantion’un, İmparatorluğun merkezi haline getirilmesi ve ardından İmparator Iüstinianus’un Kadıköy-İzmit arasındaki yolu askeri nedenlerle kapatması ve İznik üzerinden ulaşımı sağlamasıyla Nicomedeia, eski önemini kaybetmiştir. Partlar ve Arapların Bizans’a saldırıları sırasında kent yağma edilmiştir.
 
Kent I. Haçlı Seferi sırasında İmparator I. Aleksios Komnenos tarafından geri alındı. İstanbul’da Latin istilası sırasında Kocaeli’de bir süre Latinlerin elinde kalmıştır. Bizans’ta Palaiologos hanedanı yeniden imparatorluğu kurunca Kocaeli de Bizans’ın egemenliği altına girmiştir.

XI.yüzyılda Anadolu’yu egemenliği altına alan Selçuklular Nikomedeia’yı da ele geçirmişlerdir. Nikaia’yı (İznik) alarak kurduğu Anadolu Selçuklu Devleti’nin merkezi yapan Kutalmış oğlu Süleyman Şah’ın egemenliği altına girmiştir.

Orhan Gazi döneminde, 1326’da ilk Kaptan-ı Derya Karamürsel Alp tarafından bugünkü Karamürsel kıyısında ilk Türk donanması kurulmuştur. Ardından 1327’de Orhan Gazi’nin komutanlarından Akçakoca Bey Kandıra, Karamürsel ve İzmit Körfezi’nin güneyi ile 1337’de İzmit’in tamamını ele geçirmiştir.Orhan Gazi dönemine kadar kentin Nikomedeia olan adı, bu dönemde İznikomid olarak geçen kentin adı zamanla İzmit’e dönüşmüştür.
Osmanlı döneminde Sancak haline getirilen Kocaeli’nde Süleyman Paşa ilk Sancak beyi olmuştur (1337). Çelebi Mehmet döneminde Kocaeli, Anadolu Beylerbeyliği’ne bağlanmış, 1509 depreminde yıkılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın 1534’te Kocaeli’ni ziyaretinden sonra kentte yeni yapılanma ve canlanma görülmüştür. Bu dönemde İstanbul’un yiyecek, yakacak odun ve kereste ihtiyacı buradan sağlanmıştır. Anadolu’dan gelen kervanların yükü İstanbul’a en yakın liman olan İzmit’te boşaltılıp, gemilerle İstanbul’a taşınmıştır. Osmanlı döneminde Yavuz Selim’in yaptırmış olduğu tersanede, daha sonra III. Selim ve II. Mahmut savaş ve ticaret gemilerini yaptırmış ve tersaneyi çağa uygun bir konuma getirmiştir.
IV. Murat’ın (1623-1640) tahtta bulunduğu yıllar İzmit’te imar faaliyetlerinin arttığı bir dönem oldu. Bizans’tan bu yana İzmit’te ilk saray bu dönemde yapıldı. Abdlümecid’in başlattığı Abdülaziz zamanında tamamlanan İzmit Kasrı İstanbul dışında ayakta kalabilen ender Osmanlı saraylarındandır. Kent IV. Murat’ın ölümü ve 1766’da geçirdiği büyük deprem nedeni ile XIX.yüzyıla kadar bir durgunluk dönemi yaşamıştır. XIX.yüzyıldan itibaren tekrar gelişmeye başlamış, Abdülmecid’in padişahlığı döneminde İzmit ile İstanbul arasında gemi seferleri (1844) düzenlemiş, 1873’te de Haydarpaşa- İzmit demiryolu açılmıştır.
 

 

1867’de Hüdavendigar vilayetine bağlı bir sancak olan Kocaeli, kısa bir süre İstanbul vilayetine bağlanmış, II.Abdülhamid döneminde, bağımsız bir sancak (mutasarrıflık) durumuna getirilmiştir (1888). Bu dönemin ilk mutasarrıfı Selim Sırrı Paşa İzmit’te önemli bayındırlık etkinlikleri gerçekleştirmiş, bugün İzmit’in sembolü olan eski demiryolu kenarlarındaki çınarlar Sırrı Paşa zamanında dikilmiştir.

XIX.yüzyılda büyük bir göçe sahne olan Kocaeli’ne, Kırım Savaşı (1853-1856) sonrası Tatarlar, 1855-1864 arasında Çerkezler, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında da Rumeli ve Kafkasya’dan göç eden toplulukların bir bölümü Kocaeli’nin çeşitli yerlerine yerleştirilmiştir. I.Dünya Savaşı’ndan sonra 20 Kasım 1918’de İngilizler Kocaeli’ni işgal etmiş, 27 Ekim 1920’de Yunanlılara bırakılmış, 27 Haziran 1921’de de işgalden kurtarılmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra il konumuna getirilmiş ve İzmit çevresinin Osmanlı topraklarına katılmasında payı olan Akçakoca’dan ötürü de buraya Kocaeli ismi verilmiştir.
 
Kocaeli’nde günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Üç Tümülüsler, Bekirdere’deki Bizans Kilisesi, Bizans sur kalıntıları, Ayios Pandeleimon Manastır ve Mezar Kalıntıları, Nymphaion (Anıtsal Çeşme) kalıntıları, Zeytinlik Hypogaeum, Tavşantepe-Kandıra arasındaki Hypogaeler, Turgut Mahallesi Mezarı, İnbayırı Sarnıcı, Üçtepeler’deki Roma Su Kemer kalıntıları, Seka Cami arkasında Agora kalıntıları, Paç Mahallesi ile Bekirdere arasındaki Nekropol kalıntıları, Orhan Camisi (1333), Pertev Mehmet Paşa Camisi (XVI.yüzyıl), Gebze’de Çoban Mustafa Paşa Külliyesi, Gebze Orhan Camisi, Mehmet Bey Camisi (Fevziye Camisi) (XVI.yüzyıl), Mehmet Bey Hamamı (Orta hamam) (1560), Yeni Hamam (XVIII.yüzyıl), Süleyman paşa Hamamı (XIV.yüzyıl), Küçük Hamam (XIX.yüzyıl), Yukarı Pazar Hamamı (Dere Hamamı) Yalı hamamı (XIX.yüzyıl), Mısırlıoğlu Çeşmesi (1713), Canfeda Kethuda Kadın Çeşmesi (1827), Abdülaziz Av Kasrı (XIX.yüzyıl), II.Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yıldönümü anısına Musa Kazım Bey tarafından yaptırılan İzmit Saat Kulesi, Hereke’de II.Wilhelm Evi, Gebze’de Hanibal Anıtı, Fransız Cizit Papazlarının yaptırdığı Eski Fransız Koleji (XIX.yüzyıl),Atatürk Anıtı (1933), Saatçi Ali Efendi Konağı, Osman Hamdi Bey Evi olmak üzere Türk sivil mimari örneklerinden evler bulunmaktadır.
----------------------
Üçtepeler Büyük Tümülüsü: İzmit kent merkezine 3 km. mesafede eski İstanbul yolu üzerinde bulunmaktadır. Eski çağlarda soygun geçirdiği anlaşılan mezardan hiçbir buluntu günümüze ulaşmamıştır. Tümülüsün mimarisinden, Geç Helenistik - Erken Roma devrine ait olduğu sanılmaktadır.
Gültepe Nekropol Sahası: İzmit kentinin Gültepe Mahallesi’nde bulunmaktadır. Antik Çağ nekropolü ile Bizans dönemine ait kutsal yapı kalıntısı (hipoje), karayollarının yaptığı yol açma çalışmasıyla ortaya çıkmıştır. İzmit Müze Müdürlüğünün bölgede yaptığı arkeolojik çalışmalarda bulunan küp, gözyaşı şişesi ve ayna gibi Roma dönemine ait buluntular müzeye kazandırılmıştır.
Orhan Cami: Orhan Mahallesinde İzmit'e hakim bir tepede yer almaktadır. Cami ilk olarak 13. yüzyılda Orhan Gazi zamanında Süleyman Paşa tarafından yaptırılmıştır. Abdülmecit zamanında onarılan yapı, İzmit'te en erken tarihli cami olarak günümüze kadar gelmiştir.
Fevziye Cami: Kemalpaşa Mahallesi, Hürriyet Caddesi üzerindeki cami 16. yüzyılın ikinci yarısında İzmitli Mehmet Bey tarafından yaptırılmıştır. 1884 depreminde tümüyle yıkılmış, yerine bugünkü cami yapılmıştır.
Pertevpaşa Külliyesi: İzmit'in önemli mimari eserlerinden olan Külliyeden günümüze kalan eserler şehrin Yeni Cuma Caddesi'nin iki yanında sıralanmıştır. Külliye, 16. yüzyılda Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Cami Hamam Medrese, Kervansaray ve Aşhaneden meydana gelmiştir.
İzmit Sarayı: (Abdülaziz Av Köşkü) Demiryolunun kuzeyinde Saat Kulesinin yanındadır. Osmanlı Sultanı Abdülaziz tarafından Av Köşkü-Kasır olarak yaptırılmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında Atatürk, bu binada bir süre kalarak Fransız yazar Claude Ferare ile burada görüşmüştür. 28.06.1967 tarihinde müze olarak hizmete açılmıştır. İki katlı, barok üslupta yapılmış, cephesi mermer sütunlarla çevrilmiş bir yapıdır. Mermer işçiliği tavan süslemeleriyle bol sütunlu oluşu Dolmabahçe Sarayının küçük bir örneğini hatırlatmaktadır. İstanbul dışında günümüze kadar gelebilen tek saray yapısı olması açısından önemlidir. Kocaeli Valiliği tarafından restore edilen yapı, 17 Ağustos 1999 tarihli depremde hasar görmüştür.
Kayser Wilhelm Köşkü: Hereke Halı Fabrikası sınırları içinde kalan tarihi köşk 1884 yılında Alman İmparatoru Wilhelm Kayseri'n Türkiye gezisi nedeniyle Yıldız Sarayı'nda yaptırılarak üç gün içinde monte edildiği tespit edilmiştir.
Kayser Wilhelm Köşkü: Hereke Halı Fabrikası sınırları içinde kalan tarihi köşk 1884 yılında Alman İmparatoru Wilhelm Kayseri'n Türkiye gezisi nedeniyle Yıldız Sarayı'nda yaptırılarak üç gün içinde monte edildiği tespit edilmiştir.
Pembe Köşk: 20. yy.ın başında yapılmıştır. İzmit Yukarı Pazar'da; üç katlı, kagir, giyotin pencereli konak Valilik tarafından onarılmıştır. Onarım sırasında içinde ve dışındaki ahşapları (dolaplar, pencereler vs.) olduğu gibi orijinalini muhafaza edecek şekilde düzenlenmiştir. Kafeteryası, kuaför salonu bulunan Pembe Köşk, Vilayet Evi olarak düzenlenmiş ve halka açılmıştır.
 
Demirciler Konağı: Gebze Demirciler Köyü'nde bulunan konak, 19. yy. Osmanlı mimarisinin en başarılı örneğidir. İçindeki kalem işi bezemeler ve mimari üslup açısından Kocaeli ilindeki tek örnek olma özelliğine sahiptir.
Eski Vali Konağı: İzmit’in Kozluk Mahallesi’nde olup, Vali Konağı ve Defterdar lojmanı olmak üzere bitişik nizamda iki ayrı yapıdan oluşmaktadır. 20. yüzyılın ilk yarısında yapılan konak, Özel İdare Müdürlüğünce restore edilmiştir. Cumhuriyet dönemi mimari üslubunu yansıtan iki katlı bina, günümüzde müze müdürlüğünün ve vilayetin hizmetinde kullanılmaktadır.
Sırrıpaşa Konağı: İzmit Hacı Hasan Mahallesi Yeni Çeşme sokaktadır. 19. yüzyılın ikinci yarısında İzmit Mutasarrıfı Sırrıpaşa tarafından yaptırılmıştır. Konağın bahçe duvarı antik heykel ve mimari parçalar ile süslenmiştir. Yapı, bugün ayakta kalan 19. yüzyıla ait bir sivil mimarlık örneği oluşu bahçe duvarındaki arkeolojik eserler ve içindeki kalem işi bezemeler ile ilin önemli bir tarih hazinesidir.
İzmit İstasyon Binası: Gar İdare Binası ile Ambar binası, Neo-Klasik üslupta, Almanlar tarafından 1908-1920 yılları arasında İtalyan taş ustalarına yaptırılmıştır. Bu nedenle bu iki binanın özellikle taş gabarisindeki Mimari ve sanatsal unsurlar ile dönem özelliklerini göstermesi bakımından ildeki ender yapılardan biri olarak tescil edilmiştir.
Saat Kulesi: İzmit Kemalpaşa Mahallesinde Av Köşkü ile Atatürk Heykeli arasında yer alan kentin karakteristik Saat Kulesi'ni, İzmit mutasarrıfı Musa Kazım Bey, Sultan II. Abdülhamit'in tahta çıkışının 25. Yıldönümü nedeniyle yaptırmıştır.
---------------------
 
Camileri
Orhan Gazi Camisi (Merkez)

Kocaeli İzmit Körfezi’ne hakim tepede, İç Kale’nin ortasındaki set üzerinde yer alan Orhan Gazi Camisi’ni, Orhan Gazi Süleyman Paşa’ya 1332-1333 yıllarında yaptırmıştır. Bu caminin bulunduğu yerde eski bir kilise kalıntısı olduğu da kaynaklarda belirtilmiştir. V.Cuinet buradaki Bizans kilisesinin Orhan Gazi tarafından 1330’a doğru camiye çevrildiğini ileri sürmüştür. H.Dernschwans eskiden kilise olan bu yere Orhan Gazi’nin cami yaptırdığını kaydetmiştir. Ekrem hakkı Ayverdi caminin kilise ile hiçbir ilgisi olmadığını ileri sürmüştür. İstanbul Arkeoloji Müzeleri 1938’de burada yaptığı kazıda kale duvarlarına rastlamış ancak, kilisenin varlığını belirten herhangi bir ize rastlamamıştır. Nitekim, Orhan Gazi Camisi’nin kilise üzerinde yapılıp yapılmadığı da kesinlik kazanamamıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivindeki kayıtlarda bu cami Orhan Gazi’nin evkafı arasında gösterilmiştir. Sultan Abdülmecit zamanında yapılan onarım kitabesinde de Süleyman Paşa’nın ismi bulunmaktadır.

Günümüze ulaşan Sultan Orhan Gazi Camisi’nin mimari yapısı Abdülmecit dönemine aittir. Avlu kapısı üzerinde yirmi kartuşlu talik yazılı onarım kitabesinde Serasker Rıza Paşa’nın caminin durumunu padişaha bildirerek 1848’de onarımını sağlamıştır.

Kitabe:

Sağ Taraf
Güzîn-i âl-i Osman Hazret-i zişânın
Vezir erşed-i evlâdı bu paşy-ı ekyâd
Müşerref olduğu dem hak-i pâyimden ser-i İzmid
Bu hâlâ camii bâlâya itdi sıdküle is’ad
Rıza paşa görüp emr-i ibadde bu hâlâtı
Tutup destin hûlasiyle kıyame eyledi idad
Yine tecdîde kendi zât-ı zâşânın idüp me’mur
O da âyine imtisal eyledi hem-çün dil-nihâd
İ de ömr-şehrin şâhını Allah müstevfa
Namaz-ı ağabeydin oldukça minnac ı dil-i ibâd

Sol Taraf
Cahidü fi sebl’i-Allah hem nâm emin-ullah
Süleyman-ı gazâ-pişe idüp müşrikleri
Mürûr-i vakte ile az kaldı kim ol mâbed-i’ulyâ
Rükî u secdeye müşerref taharrükle ola mu’tad
Ki yani sevk idüp zıll-ı Hüda’ Abdül’i-Mecîd Hân’a
Memâl-i ihtiyacın ol makamın eyledi îrad
Ve Rütbe-i sâye-i şâhânesinde oldu müstahkem
Metanetle görenler zan ederler beyza-ı tûlâd
Hitamında yazup târih-i tâmın hame-i zâlik
Bu dilcû ma’bedi’ Abdü’l-Mecid Hân kıldı nev-bunyâd
h.1255 (1839).

Orhan Gazi Camisi’nin yapı üslubu XIX.yüzyıla ait olduğunu açıkça göstermektedir. Cami, 15.40x20.85 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı bir yapı olup, moloz taştan yapılmıştır. Sonraki yıllarda, 1843’te önüne bir de ahşap son cemaat yeri ile hünkar mahfili eklenmiştir. Büyük olasılıkla cami, orijinal temelleri üzerine aynı planda yeniden yapılmıştır. Geç devir mimari üslubuyla bağdaşmayan kalın duvarlar arasındaki ağaç hatıllar ve alt sıra pencerelerinin uzun kemerli pencerelere dönüştürülmesi iki devir arasındaki çelişkiyi de göstermektedir.

İbadet mekanı kare kaide üzerine oturtulmuş, silindirik gövdeli yivlerle şekillendirilmiş altı metre yüksekliğindeki ahşap kubbeyi taşımaktadır. Kubbe çatının altında kalmış ve dışarıya yansımamıştır. İç mekandaki bezemeler son derece sadedir. Kubbe çevresinde ağaç süslemeler ve balık pulu motifler eklenmiştir. Bunun dışında kalan alanlar da badanalanmıştır.

Caminin kuzeybatı köşesine taş kaide üzerine oturtulmuş tek şerefeli bir minare eklenmiştir.
 
Fevziye (Fethiye) Camisi (Merkez)

Kocaeli Kemalpaşa Mahallesi, Hürriyet Caddesi üzerindeki bu camiyi XVI.yüzyılda İzmitli Mehmet Bey tarafından yaptırılmıştır.
İlk yapımında Mimar Sinan’ın eseri olan bu cami, 1776 depreminde yıkılmıştır. Sultan II.Mahmut zamanında Kaptan-ı Derya Firari Ahmet Paşa tarafından yeniden yaptırılmıştır. Bu yüzden de Fevziye Cami ismini almıştır.
Cami 1894 depreminde bir kez daha yıkılmış ve yalnızca minaresi günümüze gelebilmiştir. Sonraki yıllarda Sırrı paşa tarafından yapılan bu caminin mimari yönden herhangi bir özelliği bulunmamaktadır.

Cami arazi konumuna uyularak yarı fevkani yapılmıştır. Cadde tarafından avluya düz bir girişle girilmektedir. Deniz tarafında ise bodruma yer verilmiştir. Bu taş bodrumun orijinal camiden kaldığı duvar kalıntıları ile silmelerinden anlaşılmaktadır. Cami dış görünümü itibarı ile Ampir üsluptadır. Önünde kagir bir son cemaat yeri, üst kata, mahfile çıkan merdiven bulunmaktadır. Dikdörtgen planlı cami, içten ahşap kubbelidir.

Minare kaidesi köfeki taşından olup, orijinaldir. Üzerine yuvarlak gövdeli tuğladan minare yerleştirilmiştir.


Pertev Mehmet Paşa (Yeni Cuma) Camisi (Merkez)

Kocaeli Yeni Cuma Mahallesi’nde, eski İstanbul-Ankara Karayolunun yanında bulunan Pertev Mehmet Paşa Külliyesi’nin bölümlerinden biri olan bu cami, halk arasında Yeni Cuma Camisi olarak da tanınmaktadır. Pertev Mehmet Paşa’nın ölümünden sonra, 1572’de caminin temelleri atılmış, yapı topluluğu 1579’da tamamlanmıştır. Külliye Mimar Sinan eseridir.

Cami kareye yakın dikdörtgen planlı olup, üzeri merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbeye geçişi sağlayan tromplar caminin dışında, üst örtüsünde kendini açıkça belli etmektedir. Merkezi kubbe yarım kubbelerle takviye edilmiştir. Kubbe kasnağını çepeçevre kuşatan 24 adet ve yan duvarlarda ise mihrap duvarında dörderden 12, ikisi son cemaat yerine bakan toplam 14 pencere ile ibadet mekanı son derece güzel biçimde aydınlatılmıştır. İbadet mekanında çiniye yer verilmeyişi, o dönem yapıları içerisinde karşılaşılmayan bir örnektir. Caminin pencere aralarında yazı frizleri ve kalem işleri bulunmaktadır. Bu kalem işlerinde hatayi ve rumilere geniş yer verilmiştir. Camideki mermer işlerinin yanı sıra ahşap işçiliği de ileri bir düzeydedir.

Mermer mihrap ve minberi geometrik bezemelerle kaplıdır. Bunların üzerindeki stalaktitler ve geometrik bezeme son derece güzel işlenmiş olup, diğer Osmanlı minberlerinde karşılaşılmayacak kadar farklı ve ince bir işçilik göstermektedir.

Caminin batı duvarında ana giriş kapısı bulunmaktadır. Giriş kapısının bulunduğu duvar diğer üç cephe duvarından daha önce yapılmış olduğundan caminin ibadet mekanına doğru iki dayanak ile takviye edilmiştir. Bunlar birbirleri ile ve duvarlara kemerlerle bağlanmış, üç küçük eyvan meydana getirilmiştir. Böylece kapının üzerinde ikinci bir kat, müezzin mahfili ile maksureler oluşturulmuştur. Caminin portali stalaktitli olup, çevresi mermer frizlerle kuşatılmıştır. Caminin son cemaat yeri stalaktit başlıklı dört mermer sütun ve iki müstakil ayaktan meydana gelmiş olup, üzeri üç kubbe ve iki beşik tonoz ile örtülüdür. Son cemaat yerinde ayrıca ahşap çatılı bir de galeri vardır.

Caminin yanındaki minaresi oldukça yüksek dikdörtgen düzgün taştan yapılmış kaide ve kürsü üzerinde, yuvarlak gövdelidir. Minare, kesme taştan, silindirik gövdeli, tek şerefeli ve şerefe altı stalaktitli, kurşun külahlıdır.


Çarşı (İmaret-Abdüsselâm) Camisi (Merkez)

Kocaeli il merkezinde, İmaret Mahallesi’ndeki bu cami, Defterdar Abdüsselâm tarafından 1524-1525 yılında yaptırılmıştır. Vakıf kayıtlarından bu caminin daha önce yapıldığı ve Mimar Sinan tarafından genişletilerek yenilendiği öğrenilmektedir.Cami 1872-1873 yıllarında Altıncıoğlu Hatice Hanım tarafından onarılmıştır. Bunu belirten bir kitabe caminin giriş kapısı üzerindedir.

Kitabe:

“İş bu İmaret Cami-i Şerifinin banisi Defterdar-ı Esbak Abdüsselam Bey Efendi Hazretlerinin sülale-i tahirelerinden El Hac Seyyid İsmail Zülkefil Bey’in halile-i muhteremesi Delail-i Şerif mezunesi merhume ve Makfurliha Hadice Firdevs Hanım ruhu için rızaen l’illah el Fatiha fi sene Zilhicce-tış Şerife fi 23 yevm-3 Cuma.”

Cami dikdörtgen planlı, yarı kagir olup, duvarları moloz taştandır. Üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Bugünkü yapının mimari yönden bir özelliği bulunmamaktadır. Yalnızca caminin dış çevre duvarları ile minaresi Mimar Sinan dönemi özelliklerini yansıtmaktadır. İlk yapıldığında kubbeli olan caminin kubbesi 1776 yılında yıkılmıştır.


Bağçeşme Camisi (Merkez)

Kocaeli Bağçeşme Mahallesi’nde, Bağçeşme İlköğretim Okulu karşısında bulunan bu camiyi İzmit’in fethinden sonra Sultan Orhan’ın oğlu Gazi Süleyman Paşa’nın sancaktarı Osman Ağa yaptırmıştır.

İzmit’te ilk yapılan camilerden biri olup, ahşaptan yapılmıştır. Sonraki yıllarda yenilenmiş, 1953 yılında yıktırılmış ve yerine bugünkü fevkani cami yapılmıştır. Bu caminin mimari yönden özelliği bulunmamaktadır.


Alaca Mescit (Gümüşlüoğlu Camisi) (Merkez)

Kocaeli Hacı Hasan Mahallesi, Hasan Kasım Yokuşu yanında, Mescit Sokağı’nda bulunan bu caminin Bizans çağında yapılmış olan Iustinianus sarayının kalıntıları üzerinde olduğu söylenmektedir. Caminin beyaz zemin üzerine lacivert renkte sülüs yazılı çini kitabesinden El Hac Bin Mehmet Gümüşlüzade tarafından 1598-1599 yıllarında yapıldığı öğrenilmektedir.

Kitabe:

Benâ hâzâ’l-mescide taleben li-rıza’l-lahi
Te’alâ vebtigae li-rahmeti Rabbihi’l-âlâ
El-Hac Mustafa Bin Muhammed eş-şehir bi-Gümüşlüzade
Tarih fî sene Seb’a ve elf
h.1007 (1598).

Cami dikdörtgen planlı olup, moloz taştan ve kagir duvarlıdır. Ancak zamanla onarılmış iki yanı ile arka cephesine eklemeler yapılmıştır. Bugünkü hali ile ahşap çatı ile örtülüdür.


Kaptan-ı Derya Hüseyin Paşa Camisi (Merkez)

Kocaeli Çukurbağ Mahallesi’nde bulunan bu camiyi Sultan III.Selim’in süt kardeşi Kaptan-ı Derya Küçük Hüseyin Paşa yaptırmıştır. Kitabesi günümüze ulaşamadığından yapım tarihi ve mimarı bilinmemektedir.

XVIII.yüzyılda yapıldığı sanılan bu cami dikdörtgen planlı olup moloz taştan ve kagirdir. İbadet mekanının üzeri ahşap bir çatı ile örtülüdür. II.Dünya Savaşı yıllarında bir süre askerlere tahsis edilmiş, savaşın bitiminden sonra da halk tarafından onarılarak ibadete açılmıştır. Bugünkü konumu ile mimari yönden herhangi bir özelliği bulunmamaktadır.


Akçakoca (Dere) Camisi (Merkez)

Kocaeli’nin Yukarı Pazar, Akçakoca diye isimlendirilen yerdeki bu camiyi İzmit ve yöresini fetheden Akçakoca 1327-1328 yıllarında yaptırmıştır. Cami, orijinal olmayıp geç devirlerde yenilenmiştir. Cephe duvarının sol üst köşesinde, saçağa yakın bir dua cümlesinin altında 1939 tarihi yazılıdır. Buna dayanılarak yapının bu tarihte yenilendiği sanılmaktadır.

Caminin il yapımı ile ilgili bilgi bulunmamaktadır. Bugünkü görünümü ile dikdörtgen planlı, kagir duvarlı, ahşap çatılıdır. Caminin beden duvarlarında XIX.yüzyıla tarihlendirilen tuğlalar kullanılmıştır. Bu da caminin XIX. Yüzyılda yenilendiğini göstermektedir. İbadet mekanı 14.75x12.60 m. ölçüsünde dikdörtgen planlıdır. Kare kaide üzerinde yükselen kırmızı tuğla minaresi ile dikkati çekmektedir.


Baç Camisi (Urgancı Ahmet Çelebi Camisi) (Merkez)

Kocaeli Cedid Mahallesi’nde eski İstanbul yolu üzerinde bulunan bu camiyi Urgancı Ahmet Çelebi yaptırmıştır. Kitabesi günümüze ulaşamadığından ve yapımı ile ilgili arşiv kaydına da rastlanmadığından yapım tarihi ve mimarı bilinmemektedir. Bu cami şehrin dış surlarının doğu kapısı yakınında olduğundan ve buradan geçen kervanlardan rüsum (baç) alındığından banisinin ismi yerine halk arasında Baç Camisi olarak tanınmıştır. Buna dayanılarak caminin XVI.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Değişik dönemlerde yapılan onarımlar sonucunda özelliğini bütünüyle yitirmiştir. Dikdörtgen planlı, yarı kagir bir camidir. Taş kaide üzerine, taştan yuvarlak gövdeli minaresinin orijinal olduğu sanılmaktadır.


Debbağhane Camisi (Merkez)

Kocaeli Debbağhane semtindeki bu cami, 1958 yılında yerel bir dernek tarafından yaptırılmıştır. İzmit Vakıflar Müdürlüğü hayrat Kütüğü kayıtlarında, daha evvel burada ahşap bir mescit olduğu kayıtlıdır. Ancak bu mescitle ilgili herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

Cami dikdörtgen planlı yarı kagir olup, üzeri ahşap çatı ile örtülüdür. Mimari yönden bir özelliği bulunmamaktadır.


Yenidoğan Camisi (Merkez)

Kocaeli Yenidoğan Mahallesi’nde bulunan bu cami, özel bir dernek 1952 yılında yaptırmıştır. Caminin bulunduğu yer eski bir mezarlık alanıdır. Bu nedenle de caminin çevresinde eski tarihlere ait mezar taşları bulunmaktadır. Burada mezarlıkla ilgili bir mescidin olup olmadığı da bilinmemektedir.

Cami mimari yönden bir özellik taşımamaktadır. Dikdörtgen planlı kagir ve ahşap çatılı bir yapıdır.


Sümer Camisi (SEKA Camisi) (Merkez)

Kocaeli il merkezinde, eski İstanbul-İzmit Karayolu üzerinde SEKA’nın içerisinde bulunan bu cami 1955-1957 yıllarında yaptırılmıştır. Klasik devir camilerinin modern teknikte betonarme-karkas olarak yapılmış bir uygulamasıdır.

Kare planlı olan caminin üzeri kubbe ile örtülüdür. Kubbeyi taşıyan ayaklar ve son cemaat yerinin revak kolonları betonarmedir. Bunların klasik üsluba uydurulabilmesi için kırmızı-beyaz pirinçli harç kullanılarak dövülmüş ve taraklanmıştır.


Akça Camisi (Merkez)

Kocaeli Çukurbağ Mahallesi, Akça Cami Caddesi’nde bulunan bu cami 1965-1966 yıllarında dernek tarafından yaptırılmıştır. İzmit Vakıflar Müdürlüğü Hayrat Defterlerinde Akça Hacı İbrahim tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Buna dayanılarak bugünkü caminin Akça Hacı İbrahim Camisi’nin yıktırılarak yeniden yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Temel kazılarında çıkan bir kitabeye dayanılarak bu yapının XVII.yüzyılda yapıldığı anlaşılmaktadır.

Bugünkü cami mimari yönden herhangi bir özellik taşımamaktadır.Cami dikdörtgen planlı ve tek kubbeli olup, betonarme karkas tekniğinde yapılmıştır. Yalnızca eski caminin minare kaidesi korunmuştur.


Yalı Camisi (Çalık Ahmet Camisi) (Merkez)

Kocaeli Buğday Meydanı’nda bulunan bu camiyi, İzmit Vakıflar Müdürlüğü Hayrat Kütüğündeki bilgilerden öğrenildiğine göre Çalık Ahmet 1907 yılında yaptırmıştır. Kitabesi bulunmamaktadır.

Dikdörtgen planlı cami kagir olup, üzeri ahşap bir çatı ile örtülüdür. Caminin duvar köşeleri, kemerli pencereleri ve giriş kapısı tuğladan yapılmıştır. Sağ tarafındaki minare kesme taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir.


Yumurtacı Camisi (Merkez)

Kocaeli Hacı Kadın Mahallesi’nde bulunan bu caminin kitabesi bulunmamaktadır. Vakıf kayıtlarında Hacı kadın tarafından yaptırıldığı yazılı ise de bu kadının kim olduğu bilinmemektedir. Mimarı konusunda da bir bilgiye rastlanmamıştır.

Dikdörtgen planlı cami ahşap çatılıdır. Sonraki dönemlerde önüne bir son cemaat yeri eklenmiştir. Haziresindeki mezar taşları toplanarak kaldırılmıştır. Ahşap minareli olup, bugünkü durumu ile mimari özellik taşımamaktadır.


Tepecik Mescidi (Merkez)

Kocaeli Tepecik Mahallesi, Cami Sokak’ta bulunan bu caminin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi ve banisi bilinmemektedir.

Dikdörtgen planlı olan cami, yarı kagir yarı moloz taştan yapılmıştır. Üzeri ahşap çatı ile örtülüdür. Son cemaat yerinin üstü meşruta olarak kullanılmaktadır.


Zıbıncı Mescidi (Merkez)

Kocaeli Hacı Hasan Mahallesi’nde bulunan bu caminin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi ve banisi bilinmemektedir. İzmit Vakıflar Müdürlüğü’nde bu caminin Zibani Hacı Hasan tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Ayrıca Ressam Besim’in 1934 yılında yapmış olduğu yağlıboya bir resimde bu mescit görülmektedir.

Mescit dikdörtgen planlı olup, taş temeller üzerine kagir olarak yapılmıştır. Üzeri ahşap çatı ile örtülüdür. Minaresi çinko kaplı olup, çatı üzerinden çıkmaktadır. Mimari yönden herhangi bir özelliği bulunmamaktadır.


Çoban Mustafa Paşa Camisi (Gebze)

Kocaeli Gebze ilçesi Gölcükönü Meydanı, Bağdat Caddesi ile Küçük Yazı Sokağı, Çömlekçi Bayırı ve Odunkapısı sokakları arasında bulunan Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’nin bir bölümünü oluşturan cami, Çoban Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’nin ve caminin yapım tarihi ve mimarı tartışmalıdır. Mimar Sinan’ın eserlerinin listesini veren Tuhfetü’l Mimarin’de cami, imaret ve medresenin ismi geçmektedir. Cami ve medresenin kapıları üzerinde 1523-1524 tarihleri yazılı ise de Mimar Sinan 1521’de Belgrat, 1522’de Rodos seferine katılmıştır. Prof.Dr.Metin Sözen yapı topluluğunun tasarım ve uygulamasının tamamen Mimar Sinan tarafından yapılmasının güç olacağını belirtmektedir. Büyük olasılıkla yapı topluluğunun planlarını Mimar Sinan düzenlemiş, uygulamasını da Mimar Hüssam Ağa yapmıştır.

Cami, Klasik Osmanlı mimarisinin özgün örneklerinden birisidir. Bezemelerindeki Memluk etkisi, Çoban Mustafa Paşa’nın Mısır’la olan bağlantısına ve orada yapmış olduğu görevden kaynaklanmaktadır.

Caminin girişi önünde beş kubbeli bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Buradaki mukarnas başlıklı altı porfir sütun sivri kemerlerle birbirine bağlanmıştır. Ortadaki bölüm diğerlerinden daha yüksek tutulmuş ve camiye giriş daha görkemli bir hale getirilmiştir. Caminin son cemaat yerine açılan pencerelerindeki kiremit renkli mermer söveler, küfi yazılar ve duvar panoları Memluklu sanatının etkisini açıkça göstermektedir. Giriş kapısı 1.53x2.92 m. ölçüsünde yüksek görünümlü, mermer söveli ve mukarnas dolguludur. Burada iki satır halinde sülüs yazılı bir kitabe bulunmaktadır. Bu kitabenin mealen anlamı şöyledir:

“Bu Allah’ın halifesi Sultan Süleyman han bin Sultan Selim Han, Allah hayatını, saltanatını ebedi kılsın. Bu ikisinin veziri bina ve inşaatın sahibi Mustafa Paşa tarafından tamir edilmiş bir imarettir. Güzellik ve parlaklık sahibi olduğundan tarihi hayren hasena 930 (1523)”.

Cami 14.55x14.55 m. ölçüsünde kare planlı olup, üzeri dört trompun taşıdığı 24 m. yüksekliğinde, 14 m. çapında bir kubbe ile örtülmüştür. Trompların içleri istiridye kabuğu görünümünde yivlerle süslenmiş olup, bunların altlarına stalaktitli üçgenler yerleştirilmiştir. Ayrıca kubbe çevresinde tek sıra halinde stalaktit dizilerinin birbirini izlediği görülmektedir. Duvarlar taş kaide üzerinde kesme taş ve tuğla dizilerinin peş peşe sıralanmasından meydana gelmiştir.

Caminin içerisi her duvarda dörder, kasnakta da sekiz olmak üzere yirmi dört pencere ile aydınlatılmıştır. Mihrap beş köşeli, mermer bir niş şeklinde olup, mukarnaslarla son bulur. Ayrıca mukarnaslardan oluşmuş bir bordür mihrabı çepeçevre kuşatmıştır. Mihrap nişindeki kufi levhalar buraya ayrı bir görünüm kazandırmıştır. Mihrap nişindeki bezeme, dışındaki ince bordür ve üçgen boşluklar siyah renkte macunla doldurulmuş ve böylece farklı bir görünüm elde edilmiştir. Mihrabın sağında yer alan minber, mermerden yapılmış, yan korkulukları geometrik geçmelerle bezenmiştir. Mihrabın üçgen alınlıklarında yer yer yıldızlara yer verilmiş, çokgenler ve zincirlerden oluşmuş motifler kompozisyonu tamamlamıştır.

Caminin içerisindeki ve son cemaat yerindeki mermer kaplamaları Çoban Mustafa Paşa Mısır’dan getirtmiştir. Bu mermer levhalardan ötürü de cami, Kahire’deki Sultan Hasan Medresesi (1356-1362), Kahire Şeyh Melik Müeyyed Camisi (1413-1420), Ebubekir İbn-i Mashar Medresesi (1479-1480), Kahire Gavri Medresesi (1503), Süleyman Paşa Camisi (1528-1529) ve Sultan el-Burdayn (1616-1626) camileri ile çok yakın benzerlikler göstermektedir.

Çoban Mustafa Paşa Camisi’nin ahşap işçiliği de yapıya ayrı bir görünüm kazandırmıştır. Kapı ve pencere kanatlarında çok kanatlı, yıldız şekilli lüle taşından kakmalar bulunmaktadır. Ayrıca bunların üzerine de çeşitli kitabeler yazılmıştır.

Çoban Mustafa Paşa Camisi’nin kalem işlerinde orijinal örneklere yer yer rastlanırsa da bunların büyük çoğunluğu geç devirlere ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün 1950’li yıllardan sonraki onarımlarında yapılmıştır. Orijinal kalem işleri müezzin mahfili ile alt sıra pencerelerin tavanlarında görülmektedir. Buradaki motiflerde kırmızı ve altın yaldız çok bol kullanılmış ve çiçekli bezemelere de geniş yer verilmiştir.

Caminin minaresi XVI.yüzyıla tarihlendirilmektedir. Kesme taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli olup, şerefesinin altı stalaktit ile kaplıdır.


Sultan Hamit Camisi (Gebze)

Kocaeli Gebze ilçesi, Tavşancıl’da bulunan cami, halk arasında Aşağı Cami olarak tanınmıştır. Tavşancıl’ın en eski camilerinden olup, ne zaman yapıldığı ve banisinin kim olduğu bilinmemektedir.

XX.yüzyılın ilk yıllarında harap olan bu caminin onarımı Sultan II.Abdülhamit’e verilen bir dilekçe ile istenmiş, bunun üzerine Sultan II.Abdülhamit mali desteği sağlamış ve cami yenilenmiştir. Bu onarım çalışması sırasında eski caminin kitabesi korunamamıştır. Sultan II.Abdülhamit’in yeniden yaptırdığı bu cami, minaresi dışında tamamen yenilenmiştir. Bu bakımdan da özelliğini yitirmiştir.

Bugünkü cami kare planlı olup, üzeri kubbe ile örtülmüştür. Caminin eski ahşap minaresi ile asma kattaki 1901 tarihine ait perdeleri de korunmuştur. Minberi yapıldığı devrin özelliklerini yansıtmaktadır. Mihrabın bezemesini padişahın Yıldız Sarayı’ndan gönderdiği İtalyan ressam yapmıştır. Bunların yanı sıra cami içerisindeki yazı levhaları da orijinaldir.

Bu cami Kurtuluş Savaşı sırasında bazı trajik olaylara sahne olmuştur. 15 Ekim 1920’de tavşancıl’ı işgal eden Yunanlılar ilçenin ileri gelen ve eli silah tutan erkekleri burada toplayarak işkence yapmışlardır.


Karabakkal Mescidi (Merdivenli Cami) (Gebze)

Kocaeli Gebze ilçesi Sultan Orhan Mahallesi’nde bulunan bu cami, XV.yüzyılda yaptırılmıştır. Kitabesi bulunmadığından banisi ve yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Cami üç katlı olduğundan ve katlara merdivenle çıkılmasından ötürü Merdivenli Cami ismi ile tanınmıştır.

Dikdörtgen planlı cami ahşap çatılıdır. Yanında tek şerefeli minaresi bulunmaktadır.


Orhan Gazi Camisi (Gebze)
Kocaeli Gebze ilçesi Menzilhane Mahallesi’nde bulunan Orhan Gazi Camisi’nin kitabesi günümüze ulaşamamıştır. Başbakanlık Arşivindeki kayıtlarda 1328 yılında caminin yapımına başlanıldığı öğrenilmiştir. Ayrıca Ekrem Hakkı Ayverdi’nin değindiği Kocaeli il tahrir defterlerinde bununla ilgili kayıtlar bulunmaktadır:

“Karye-i Danişmend Virani Tabi-i Orhan Bey taberesah ü Gebuze Camisine vakfetmiş Padişahımız sizce lehu enseranhu_Hazretleri Muhyiddin nam kimesneye saduka idüp eline Hükm-i Hümayun virmiş deyu cem’i gün bir cüz Kur’anı- Azim ve sure-i En’amdan bir aşar okuya...”

Bu kayıtlardan öğrenildiğine göre, bir köyün gelirine bir cüz okunması karşılık tutulmaktadır. Ayrıca diğer görevliler için ayrılmış birkaç köy de haşiyede belirtilmiştir. Caminin vakfiyesinde de “Gekbuse kasabasında merhum ve mağfurun Sultan Orhan Cami-i Şerif-i Vakfı” başlığı altında görevlerini gösteren kayıtlar vardır.

Sultan Orhan Camisi’nin yapımında çevredeki Bizans yapılarının mimari kalıntılarından yararlanılmıştır. Kaynaklar bu konuda bilgi vermemesine rağmen caminin bir Bizans kilisesi üzerinde, onun mimari parçalarından yararlanılarak yapıldığı da yazılıdır. Nitekim cami avlusunda Bizans dönemine tarihlenen sütun başlıkları, su haznesi olarak kullanılan Grekçe yazılı lahit ve antik parçalar dikkati çekerse de bunlar çevreden toplanmış mimari elemanlardan başka bir şey değildir. Cami erken Osmanlı mimari özelliklerini yansıtmakta olup, bir Bizans yapısının temelleri üzerinde ve onun plan düzeninden yola çıkıldığını göstermekten de çok uzaktır.

Cami 12.30x12.30m ölçüsünde kare planlı bir yapıdır. Yapımında moloz taş ve yer yer tuğla hatıllar kullanılmıştır. İbadet mekanının üzeri tromplu, sekiz köşeli kasnağın taşıdığı basık bir kubbe ile örtülmüştür. Kasnağın çevresinde pencereler sıralanmıştır. İçerisinin aydınlatmasını duvarların her birinde altlı üstlü ikişer pencere sağlamıştır. Kıble duvarının ortasında yarım yuvarlak niş görünümündeki mihrabın özelliği bulunmamaktadır. Günümüzde mihrap badana edilmiş ve orijinalliğinden uzaklaşmıştır. Minber ise XIX. yüzyıla tarihlendirilmektedir.
İç mekanda bezeme olarak yalnızca kubbe kasnağında yazı frizi vardır. Ancak bu friz 1775 yılında yapılan onarım sırasında buraya yazılmıştır.

Caminin içerisinde ilgi çekici ağaç işçiliği örnekleri bulunmaktadır. Özellikle batı duvarı ve minare yanındaki meşe ağacından tek parça halindeki pencere kapakları Erken Osmanlı ağaç işçiliğinin tipik örneklerindendir. Bu kapakların oymalı demir çivileri, dövme çivileri, dövme çengelleri ahşabın yanı sıra maden sanatının da güzelliğini ortaya koymaktadır. Kapaklarının her kanadının üzerinde dikdörtgen çerçeveler içerisine alınmış kabartma sülüs yazılı ayetler dikkati çekmektedir. Bunların orta kısımlarında madalyonlar içerisinde bitki motifli, altışar kenarlı yıldızlar yerleştirilmiştir.

Caminin kuzey-doğu köşesine yerleştirilen minarenin kaidesi moloz taştan, gövdesi, şerefesi tuğladan yapılmıştır. Orijinal kaide üzerindeki gövde daha geç yıllara tarihlendirilmektedir. Minarenin Orijinal kaidesi caminin alt sıra pencerelerine kadar yükselmektedir.


İlyas Bey Camisi (Gebze)

Kocaeli Gebze ilçesi, Menzilhane Mahallesi’nde, Orhan Gazi Camisi’nin yakınındaki İlyas Bey Camisi’ni Akçakoca’nın oğlu İlyas Çelebi 1323 yılında yaptırmıştır. Caminin yanına zaviye ile sıbyan mektebi de yaptırmış olmasına rağmen onlar günümüze ulaşamamıştır.
İlyas Bey Camisi zamanla harap olmuş, yıktırılmış ve yerine mimari değeri olmayan bir cami yapılmıştır.

İlsa bey Camisi’nin orijinal durumu ile ilgili yeterli bilgi bulunmamaktadır. Eski camiden yalnızca minaresi günümüze gelebilmiştir.

Bugünkü cami dikdörtgen planlı olup, üzeri çatı ile örtülmüştür. Giriş kapısı üzerinde sülüs yazıyı kitabede caminin yapımı ile ilgili bir bilgi bulanmamaktadır. İbadet mekanı son derece basit olup içerisi beyaz badanalıdır. Duvarlarında altlı üstlü ikişer pencere bulunmaktadır. Bu pencerelerden alt sıradakiler dikdörtgen söveli üst sıradakiler kemerli ve alçı şebekelidir. Avluda yakın tarihlerde yapılmış bir şadırvan, kuyu bileziği ve bir de eski mezar taşı bulunmaktadır.
 
Pertev Mehmet Paşa Külliyesi (Merkez)

Kocaeli Yeni Cuma Mahallesi’nde, eski İstanbul-Ankara Karayolunun yanında bulunan Pertev Mehmet Paşa Külliyesi, halk arasında Yeni Cuma Camisi olarak da tanınmaktadır. Külliye cami, imaret, hamam, kervansaray, sıbyan mektebi ve çeşmeden meydana gelmiştir. Hamam caminin kuzeybatısında, imaret batıda, kervansaray ise güneybatıda bulunuyordu. Kervansarayın güneydoğusunda ise dükkanlar sıralanmıştı.

XX.yüzyılın ikinci yarısında yapı topluluğunun ortasından bilinçsizce açılan Yeni Cuma Sokağı (Pertev Paşa Sokağı) yapı topluluğunun ikiye ayrılmasına neden olmuştur. Cumhuriyet döneminde Kocaeli’nin yeniden düzenlenmesi sırasında önce Hermann Yansen, sonra da Prof. Kemal Ahmet Aru’nun imar planları ile külliyenin etrafı açılmış ve yapı topluluğunun daha görkemli bir görünüm kazanmasına neden olunmuştur. Ne var ki, bu çalışmalar sırasında külliyenin hamamı ile kervansarayı tümüyle yıkılmış, sıbyan mektebi orijinalliğini yitirmiştir.

Pertev Mehmet Paşa Külliyesi, vasiyeti uyarınca Kethüdası Sinan Ağa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Paşa’nın ölümünden sonra 1572’de caminin temelleri atılmış, yapı topluluğu 1579’da tamamlanmıştır. Külliye moloz taştan üzeri harpuştalı ve pencereli bir avlu duvarı ile çevrelenmiştir. Üç ayrı girişi olan avlu kapılarından kervansarayın bulunduğu yöne “Cami-i Şerifi Pertev Paşa sene 987 (1579)” kitabesi yerleştirilmiştir. Külliyenin avlusu iki kısımdan meydana gelmiştir. Bunlardan bir tanesi son cemaat yerinin önünde, diğeri de mihrap yönündedir. Her iki avlu birbirlerinden bir duvar ile ayrılmıştır.

Cami:
Yapı topluluğunun merkezinde bulunan cami kareye yakın dikdörtgen planlı olup, üzeri merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbeye geçisi sağlayan tromplar caminin dışında, üst örtüsünde kendini açıkça belli etmektedir. Merkezi kubbe yarım kubbelerle takviye edilmiştir. Kubbe kasnağını çepeçevre kuşatan 24 adet ve yan duvarlarda ise mihrap duvarında dörderden 12, ikisi son cemaat yerine bakan toplam 14 pencere ile ibadet mekanı son derece güzel biçimde aydınlatılmıştır. İbadet mekanında çiniye yer verilmeyişi, o dönem yapıları içerisinde karşılaşılmayan bir örnektir. Caminin pencere aralarında yazı frizleri ve kalem işleri bulunmaktadır. Bu kalem işlerinde hatayi ve rumilere geniş yer verilmiştir. Camideki mermer işlerinin yanı sıra ahşap işçiliği de ileri bir düzeydedir.

Mermer mihrap ve minberi geometrik bezemelerle kaplıdır. Bunların üzerindeki stalaktitler ve geometrik bezeme son derece güzel işlenmiş olup, diğer Osmanlı minberlerinde karşılaşılmayacak kadar farklı ve ince bir işçilik göstermektedir.

Caminin batı duvarında ana giriş kapısı bulunmaktadır. Giriş kapısının bulunduğu duvar diğer üç cephe duvarından daha önce yapılmış olduğundan caminin ibadet mekanına doğru iki dayanak ile takviye edilmiştir. Bunlar birbirleri ile ve duvarlara kemerlerle bağlanmış, üç küçük eyvan meydana getirilmiştir. Böylece kapının üzerinde ikinci bir kat, müezzin mahfili ile maksureler oluşturulmuştur. Caminin portali stalaktitli olup, çevresi mermer frizlerle kuşatılmıştır. Caminin son cemaat yeri stalaktit başlıklı dört mermer sütun ve iki müstakil ayaktan meydana gelmiş olup, üzeri üç kubbe ve iki beşik tonoz ile örtülüdür. Son cemaat yerinde ayrıca ahşap çatılı bir de galeri vardır.

Avlunun ortasında piramidal çatılı on iki köşeli bir şadırvan bulunmaktadır. Avlunun güneybatısına da iki bölümden oluşan bir çeşme yerleştirilmiştir.

Sıbyan Mektebi:
Cami avlusunun kuzeybatısında bulunan kare planlı tuğla derzli, köfeki taşından yapılmış olan sıbyan mektebi günümüzde çocuk kütüphanesi olarak kullanılmaktadır.

Sıbyan Mektebi basit bir salon ve giriş kapısı üzerinde fevkani bir muallim odası ile üzeri kapalı bir verandadan meydana geliyordu. Yakın tarihlere kadar buradaki muallim odasının ayak temellerine ait izler duruyordu. Yapının eski cephesinde iki kat halinde pencerelerin bulunduğu kaynaklardan öğrenilmektedir.

Hamam:
Külliyenin hamamı çifte hamam plan düzenine göre yapılmıştır. 1922 yılında harap olduğu görülen hamamın 1940’lı yıllara kadar temelleri ile sıcaklık kısmına ait kemerleri görülüyordu. O yıllarda dikdörtgen planlı soyunmalık kısmı tamamen yıkılmıştı. Bunun da nedeni duvarlarının ince ve çatısının ahşap oluşundan kaynaklanmaktadır. Hamamdan günümüze herhangi bir iz gelmemiştir.

İmaret:
Moloz taştan yapılmış olan imaretin üzeri ahşap bir çatı ile örtülü idi. Yalnızca yemek pişirilen yer ve bacaların üzeri tuğladan örtülmüştü. İmaretin duvarlarında küçük mazgal pencereler ile nişler bulunuyordu.

Kervansaray:
Yapı topluluğunun kervansarayının duvar kalıntıları 1940’lı yıllara kadar gelmiş, ondan sonra da yok olmuştur. Y.Mimar Ali Saim Ülgen’den öğrenildiğine göre; kervansarayın cümle kapısı çift şekilde idi. Yapı güneybatı-kuzeydoğu yönünde dikdörtgen planlı idi. Dış duvarlarında on kagir dükkandan meydana gelen bir çarşı bulunuyordu. Kervansaray 25 ocaklı olup, üzeri ahşap bir çatı ile örtülü idi. Bu çatıyı üç sıra halinde altışardan on sekiz ahşap direk taşıyordu.


Çoban Mustafa Paşa Külliyesi (Gebze)
Kocaeli Gebze ilçesi Gölcükönü Meydanı, Bağdat Caddesi ile Küçük Yazı Sokağı, Çömlekçi Bayırı ve Odunkapısı sokakları arasında bulunan Çoban Mustafa Paşa Külliyesi, Kanuni Sultan Süleyman döneminde yapılmış en büyük külliyelerden birisidir. Yapı topluluğu cami, medrese, imaret, kütüphane, dergah, kervansaray, türbe ve paşa odalarından meydana gelmiştir.

Çoban Mustafa Paşa’nın asıl ismi Gazi Mustafa Bin Abdülkerim olup, Kapucubaşı görevinde bulunmuş, 1571’de ikinci Vezirliğe, 1522’de de Mısır Beylerbeyliği’ne getirilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ın kız kardeşi Hafsa Sultan ile evlenmiş Belgrat, Rodos seferlerine katılmış, 1529’da Viyana seferine gitmek üzere iken ölmüştür. Gebze’deki külliyesinin bir bölümünü oluşturan türbesine gömülmüştür.

Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’nin yapım tarihi ve mimarı tartışmalıdır. Mimar Sinan’ın eserlerinin listesini veren Tuhfetü’l Mimarin’de cami, imaret ve medresenin ismi geçmektedir. Cami ve medresenin kapıları üzerinde 1523-1524 tarihleri yazılı ise de Mimar Sinan 1521’de Belgrat, 1522’de Rodos seferine katılmıştır. Prof.Dr.Metin Sözen yapı topluluğunun tasarım ve uygulamasının tamamen Mimar Sinan tarafından yapılmasının güç olacağını belirtmektedir. Büyük olasılıkla yapı topluluğunun planlarını Mimar Sinan düzenlemiş, uygulamasını da Mimar Hüssam Ağa yapmıştır. Evliya Çelebi de bu konuda; “Bu camiyi Süleymaniye Cami-i Şerifi’ni yapan Koca Mimar Sinan’ın başhalifesi Hüssam Kalfa büyük bir maharet ve üstatlıkla yapıp, şirin ve ince fenlerinde büyük sanatını göstermiştir” demektedir.

Yapı topluluğu 117.00x106.10 m. ölçüsünde geniş bir alanı kaplamaktadır. Yapı topluluğunun avlusuna dört ayrı kapıdan girilmektedir. Külliyenin asıl girişi Kütüphane altında olup, Gölcükönü Meydanı, kervansaray yönünde imaret ile türbe avlusu arkasından da içeriye girilmektedir. Bunlardan Gölcükönü Meydanı’ndaki giriş üzerinde Sultan II.Abdülhamit’in tuğrası ile onarım kitabesi bulunmaktadır.

Cami avlusunun arkasında daha geniş ikinci bir avlu olup, buraya türbe avlusu ismi verilmiştir. Bu şekildeki arka avlulu plan şeması daha sonraki yıllarda Kocaeli Pertev Paşa Külliyesi’nde Mimar Sinan tarafından yenilenmiştir.

Çoban Mustafa Paşa, külliyesine zengin vakıflar da tesis etmiştir. Gebze’de 98 dükkan, başhane, bozahane ve bir aşçı dükkanı vakfetmiştir. Ayrıca vakfiyesinde külliyenin padişahın temlik ettiği geniş bir arazide kurulduğu yazılı olup, sınırları tüm ayrıntıları ile belirlenmiştir.

Cami:
Yapı topluluğunun ortasında yer alan cami, Klasik Osmanlı mimarisinin özgün örneklerinden birisidir. Bezemelerindeki Memluk etkisi, Çoban Mustafa Paşa’nın Mısır’la olan bağlantısına ve orada yapmış olduğu görevden kaynaklanmaktadır.

Caminin girişi önünde beş kubbeli bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Buradaki mukarnas başlıklı altı porfir sütun sivri kemerlerle birbirine bağlanmıştır. Ortadaki bölüm diğerlerinden daha yüksek tutulmuş ve camiye giriş daha görkemli bir hale getirilmiştir. Caminin son cemaat yerine açılan pencerelerindeki kiremit renkli mermer söveler, küfi yazılar ve duvar panoları Memluklu sanatının etkisini açıkça göstermektedir. Giriş kapısı 1.53x2.92 m. ölçüsünde yüksek görünümlü, mermer söveli ve mukarnas dolguludur. Burada iki satır halinde sülüs yazılı bir kitabe bulunmaktadır. Bu kitabenin mealen anlamı şöyledir:

“Bu Allah’ın halifesi Sultan Süleyman han bin Sultan Selim Han, Allah hayatını, saltanatını ebedi kılsın. Bu ikisinin veziri bina ve inşaatın sahibi Mustafa Paşa tarafından tamir edilmiş bir imarettir. Güzellik ve parlaklık sahibi olduğundan tarihi hayren hasena 930 (1523)”.

Cami 14.55x14.55 m. ölçüsünde kare planlı olup, üzeri dört trompun taşıdığı 24 m. yüksekliğinde, 14 m. çapında bir kubbe ile örtülmüştür. Trompların içleri istiridye kabuğu görünümünde yivlerle süslenmiş olup, bunların altlarına stalaktitli üçgenler yerleştirilmiştir. Ayrıca kubbe çevresinde tek sıra halinde stalaktit dizilerinin birbirini izlediği görülmektedir. Duvarlar taş kaide üzerinde kesme taş ve tuğla dizilerinin peş peşe sıralanmasından meydana gelmiştir.

Caminin içerisi her duvarda dörder, kasnakta da sekiz olmak üzere yirmi dört pencere ile aydınlatılmıştır. Mihrap beş köşeli, mermer bir niş şeklinde olup, mukarnaslarla son bulur. Ayrıca mukarnaslardan oluşmuş bir bordür mihrabı çepeçevre kuşatmıştır. Mihrap nişindeki kufi levhalar buraya ayrı bir görünüm kazandırmıştır. Mihrap nişindeki bezeme, dışındaki ince bordür ve üçgen boşluklar siyah renkte macunla doldurulmuş ve böylece farklı bir görünüm elde edilmiştir. Mihrabın sağında yer alan minber, mermerden yapılmış, yan korkulukları geometrik geçmelerle bezenmiştir. Mihrabın üçgen alınlıklarında yer yer yıldızlara yer verilmiş, çokgenler ve zincirlerden oluşmuş motifler kompozisyonu tamamlamıştır.

Caminin içerisindeki ve son cemaat yerindeki mermer kaplamaları Çoban Mustafa Paşa Mısır’dan getirtmiştir. Bu mermer levhalardan ötürü de cami, Kahire’deki Sultan Hasan Medresesi (1356-1362), Kahire Şeyh Melik Müeyyed Camisi (1413-1420), Ebubekir İbn-i Mashar Medresesi (1479-1480), Kahire Gavri Medresesi (1503), Süleyman Paşa Camisi (1528-1529) ve Sultan el-Burdayn (1616-1626) camileri ile çok yakın benzerlikler göstermektedir.

Çoban Mustafa Paşa Camisi’nin ahşap işçiliği de yapıya ayrı bir görünüm kazandırmıştır. Kapı ve pencere kanatlarında çok kanatlı, yıldız şekilli lüle taşından kakmalar bulunmaktadır. Ayrıca bunların üzerine de çeşitli kitabeler yazılmıştır.

Çoban Mustafa Paşa Camisi’nin kalem işlerinde orijinal örneklere yer yer rastlanırsa da bunların büyük çoğunluğu geç devirlere ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün 1950’li yıllardan sonraki onarımlarında yapılmıştır. Orijinal kalem işleri müezzin mahfili ile alt sıra pencerelerin tavanlarında görülmektedir. Buradaki motiflerde kırmızı ve altın yaldız çok bol kullanılmış ve çiçekli bezemelere de geniş yer verilmiştir.

Caminin minaresi XVI.yüzyıla tarihlendirilmektedir. Kesme taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli olup, şerefesinin altı stalaktit ile kaplıdır.

Cami avlusunun ortasında bulunan şadırvan mermer bir havuzun çevresinde kare kesitli altı ahşap direğin taşıdığı çatı ile örtülüdür. Ahşap sütunlar arasında abdest alanlar için oturma sekileri yerleştirilmiştir.

Medrese:
Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’nin güneydoğu kanadını oluşturan medrese, caminin solundaki Şeftali Kısığı Sokağı ile dış avlu arasında yer almaktadır. Klasik Osmanlı üslubunda yapılan, üç tarafı revaklarla çevrili medresenin üç ayrı giriş kapısı vardır. Bunlardan ikisi kuzey, diğeri de güney cephesindedir.

Medrese 15.00x10.40 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı olup, baklava başlıklı sütunların oluşturduğu bir revak avluyu çepeçevre dolaşmaktadır. Bunların arkasında ise medrese hücreleri yer almaktadır. Medresenin tümü moloz taş ve tuğla duvarlı olup, on yedi hücresi bulunmaktadır. Bu hücreleri örten kubbeler tuğladandır. Medrese hücrelerinden daha görkemli olan dershane, kare planlı olup üzeri sekizgen kasnağın taşıdığı bir kubbe ile örtülüdür. Giriş kapısı üzerinde celi-sülüs yazılı bir kitabe bulunmaktadır. Bu kitabenin mealen anlamı şöyledir:

“Zamanın veziri Allah rızası için güzel bir medrese yapmıştı”.

Medresede bezemeye yer verilmemiştir. Orijinal yapımında da medresenin bezemelerinin olup olmadığı da kesinlik kazanamamıştır. Dış pencerelerin taş kakmalarla süslendiği kaynaklarda belirtilmişse de bunu kanıtlayacak izlere rastlanmamıştır. Dershane avlusunda bulunan kuyu üzerinde tavus kuşu motifi ile silik bir haç motifi görülmektedir. Bu da kuyu ağzının bir Bizans yapısından getirildiğine işaret etmektedir.

İmaret:
Çoban Mustafa paşa Külliyesi’nde, caminin sağında yer alan imaret, türbe avlusundan 2.65 m. yüksekliğinde pencereli bir duvarla ayrılmıştır. İmaretin girişi batıda olup, 5.00x5.50 m.lik bir odadan aynı büyüklükte ikinci bir odaya geçilmektedir. Duvarları gömme payeli, geniş kemerlerle bölünmüş bu mekanların yemek yenilen yerler olduğu sanılmaktadır. Bunlara bitişik iki büyük ocaklı mekan ise, mutfaktır. Bunların yanında kiler, fırın ve odun ambarları da bulunmaktadır.

Kervansaray:
Çoban Mustafa Paşa Camisi’nin karşısında, Bağdat Caddesi ile Küçük Yazı Sokağı’nda bulunan kervansaray dikdörtgen planlı bir yapıdır. Kervansaray aynı eksen üzerinde bir giriş mekanı, bunun iki yanında iki ayrı ahır bölümünden meydana gelmiştir. Ahır bölümleri arazi konumundan ötürü diğer yapıların daha altındadır.

Yapımında tuğla ve taş kullanılan ve payelerle ikiye ayrılan kervansarayın girişi 2.40x5.10 m. ölçüsünde basık kemerlidir. Giriş bölümünün üzeri kubbe, diğer bölümler tonoz örtülüdür. Buradan yan duvarlarında birer ocağın yer aldığı kare planlı, kubbeli bir diğer mekana, oradan da ahırlara geçilmektedir. Simetrik plan düzenine göre yapılan ahırlar yuvarlak kemerlerle birbirlerine bağlı olup, dörder paye ile ikiye bölünmüştür.

Bimarhane:
Günümüze ulaşamayan bimarhane, cami avlusunun solunda yer alıyordu. Burada bulunan yapının bimarhane olduğu ileri sürülmüştür. Bimarhane üzeri kubbelerle örtülmüş 10 odadan meydana gelmiştir. Bunların önüne altı sütunun taşıdığı tonozlu bir revak yerleştirilmiş, ancak onlar da günümüze ulaşamamıştır.

Bimarhanedeki odalar kemerli kapılarla avluya açılmaktadır. Bu odaların içerisinde taş setler ve ocaklar bulunmaktadır.

Kütüphane:
Yapı topluluğunun batısında, avlu kapısı üzerinde bulunan kütüphane iç içe iki kare oda görünümündedir. Kesme taştan yapılmış tuğla sıraları ile de hareketlendirilmiştir. Sokağa bakan ve diğerine göre daha yüksek olan odanın üzeri sekizgen bir kasnağın taşıdığı 3.50 m. çapında bir kubbe ile örtülmüştür. Bu odanın dördü sokağa, biri yanlara olmak üzere altı penceresi vardır. Cami avlusuna bakan diğer oda ise tonoz örtülü olup, içerisi dört pencere ile aydınlatılmıştır.

Çoban Mustafa Paşa kütüphaneye tefsir, tefsir şerhleri, hadis, hadis şerhleri, usul ve füru, fetva ve Kuran olmak üzere 165 cilt kitap vakfetmiştir. Bu kitaplar İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ndedir.

Türbe:
Yapı topluluğunun arkasında, mihrap yönünde ve ikinci avlunun ortasında bulunan Çoban Mustafa Paşa, türbesine öldükten sonra gömülmüştür.

Klasik Osmanlı türbelerinin güzel bir örneği olan bu türbe sekizgen planlı, kesme taştan yapılmıştır. Mermer kaplı girişin üzerini altı payenin taşıdığı bir çatı örtmektedir. İç mekan 6.40 m. çapında sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülüdür. Türbenin duvarları 3.50 m. yüksekliğe kadar XVI.yüzyıl çinileri ile kaplanmıştır. Bu çiniler lacivert renkte, beyaz zemin üzerine çeşitli çiçek kompozisyonlarından meydana gelmiştir. Ayrıca hatayiler, Rumiler, küçük yapraklar, goncalar, spiral dallar da bu kompozisyonu tamamlamıştır.

Türbe avlusunda bir de mermer güneş saati bulunmaktadır.

Dergâh:
Külliyenin avlusunda, kuzeybatı köşesinde yer alan dergah, kubbeli bir tevhidhane ve on iki derviş hücresinden meydana gelmiştir. Derviş hücreleri 6.25x16.90 m. ölçüsündeki küçük bir avlunun etrafında sıralanmıştır. Bunların önünde dokuz sütunun taşıdığı, meyilli bir çatının örttüğü revaklar bulunmaktadır. Hücrelerin her biri kareye yakın dikdörtgen planlı olup, içlerinde ocak ve raflar bulunmaktadır.

Dergahın Nakşibendi tarikatı’na ait olduğu söylenmektedir. Ahşap kısımları zamanla harap olmuş ve 1865 yılında onarılmıştır.

Darüşşifa ve Paşa Odaları:
Yapı topluluğunun doğusunda bulunan ve L biçiminde planı olan Darüşşifa yıkılmış ve günümüze ulaşamamıştır. Darüşşifanın kubbeli odaları önünde de revakları olduğu sanılmaktadır. Ayrıca avlunun kuzeydoğu köşesinde sekiz kubbeli oda bulunmaktadır. Bu odalara paşa odaları ismi verilmiştir. Odalar 5.25x5.25 m. ölçüsünde kare planlı olup, içlerinde ocak ve rafları vardır. Altta iki, biri de yukarıda olmak üzere her oda üçer pencere ile aydınlatılmıştır. Bunların kubbe ve kubbe eteklerinde alçı palmetli bezemeler bulunmaktadır.

Gebze Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’nin 1950 yılından sonra onarımına başlanmıştır. Bu dönemde Y.Mimar Alaaddin Özaktaş ve Y.Mimar Süreyya Yücel külliyenin cami bölümünü restore etmiştir. Ardından 1961-1970 yıllarında da Y.Mimar Cahide Tamer külliyenin bütününü onarmıştır.
Kocaeli Kocaeli Hamamları

Süleyman Paşa Hamamı (Merkez)

Kocaeli Yukarıpazar Mahallesi’nde bulunan Süleyman Paşa Hamamı Sultan Orhan Gazi döneminde, XIV.yüzyılda yapılmıştır. XIV.yüzyılda İzmit’te yapılmış olan eserlerin en güzel örneklerinden biridir. Çifte Hamam plan düzenindeki bu hamamın bir bölümü genişletilen yoldan ötürü kamulaştırılmış, kalan kısmında da Yukarıpazar İtfaiye grubu tarafından kullanılmıştır.

Klinghard’ın rölövelerinden bu hamamla ilgili bazı bilgiler edinilmiştir. Buna göre; hamamın soğukluk kısmı 9.50x9.50 m. ölçüsünde olup, üzeri çatı ile örtülmüştür. Soğukluktan yuvarlak bir kemerle 3.85x3.60 m. ölçüsünde kareye yakın dikdörtgen planlı ılıklığa geçilmektedir. Bu bölümün üzeri iki kubbe ile örtülüdür. Sıcaklık 3.85x3.85 m. ölçüsünde kare planlı olup, üzeri kubbe ile örtülüdür.

Hamamın kanalizasyon sistemi son derece ileri düzeyde yapılmış olup, bu sitemle de pis suları denize kadar ulaştırılmıştır.


Mehmet Bey Hamamı (Orta Hamam) (Merkez)

Kocaeli il merkezinde, Fethiye Caddesi üzerinde, çarşı içerisindeki bu hamam Fevziye Camisi’ni yaptıran Mehmet Bey XVI.yüzyılda yaptırmıştır. Hamamın yapım tarihini belirten kitabesi günümüze gelememiştir. Mimar Sinan’ın eserlerinin listesini veren Tezkeret’ül Ebniye’de Mehmet Bey Camisi’nin Mimar Sinan eseri belirtilmiş ise de hamamın Mimar Sinan tarafından yapıldığını gösteren herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır.

Mehmet Bey Hamamı Pertev Paşa Hamamı’nın bir benzeridir. Ancak, Pertev Paşa Hamamı’nda olduğu gibi çifte hamam plan düzeninde olmayıp tek hamamlar grubundandır.

Hamam soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Soğukluk kısmı moloz taş ve kagir karışımı olup, üzeri ahşap bir çatı ile örtülüdür. Ilıklık kısmı dikdörtgen planlı ve üç bölümlü olup, üzeri kubbe ile örtülmüştür. Kubbeli sıcaklığın içerisine altı köşeli bir göbek taşı yerleştirilmiştir. Bunun yanı sıra sıcaklığın köşelerinde halvet hücreleri de yerleştirilmiştir. Yıkanma hücrelerinin doğusunda bulunan iki hücre diğerlerine göre çok daha büyüktür.


Yalı Hamamı (Merkez)

Kocaeli Kemal Paşa Mahallesi’nde Yalı hamamı Sokağı’nda bulunan bu hamam, deniz kıyısına yakınlığından ötürü Yalı Hamamı ismi ile tanınmıştır. Kitabesi bulunmamaktadır. Yapı üslubundan XIX.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Hamam soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Moloz taştan yapılmış olan hamamın soğukluk kısmının üzeri ortada tam, iki yanda da onu destekleyen yarım kubbelerden meydana gelmiştir. Ilıklık ve sıcaklık kareye yakın planlı olup, ılıklığın üzeri beşik tonoz, sıcaklığınki ise iki küçük kubbe ile örtülüdür.

Yakın tarihlerde yapılan onarım ve eklerle özelliğini büyük ölçüde yitirmiştir.


Yeni Hamam (Merkez)

Kocaeli İstanbul Caddesi’nde bulunan bu hamamın kitabesi bulunmamaktadır. yapı üslubundan XVIII.yüzyılın sonlarında yapıldığı sanılmaktadır.

Plan düzeni olarak İstanbul Cağaloğlu Hamamı ile çok yakın benzerlikleri bulunmaktadır. Soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelen hamam, kesme ve moloz taştan yapılmıştır. Önündeki camekan kısmı yıkılmıştır. Soğukluk bölümü oldukça yüksek çifte bir kubbe ile örtülüdür. Sıcaklık dikdörtgen planlı olup, üzeri merkezi bir kubbe ile örtülüdür. Bu bölümün dört köşesine birer özel yıkanma yeri, aralarına da açık yıkanma yerleri yapılmıştır.


Çoban Mustafa Paşa Hamamı (Gebze)

Kocaeli Gebze ilçesi Gölcükönü Meydanı, Bağdat Caddesi ile Küçük Yazı Sokağı, Çömlekçi Bayırı ve Odunkapısı sokakları arasında bulunan Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’nin bir bölümünü oluşturan bu hamam, Çoban Mustafa Paşa tarafından 1524 yılında yaptırılmıştır.
Halk arasında Çarşı Hamamı ve Çifte Hamamlar olarak da adlandırılmaktadır.

Hamam simetrik düzende çifte hamam plan tipinde olup, düzgün kalker taşından yapılmıştır. Alt pencerelerinin kemer ayaklarına kadar üçer sıra tuğla ve bir hatıl ile dış cepheye hareketli bir görünüm verilmiştir. Pencere kemerleri de tuğlalarla örülmüştür. Hamamın girişine ayrı bir özen gösterilmiş, kapı açıklıkları mermerden yassı kemerlerle örülmüş, üzerine de kalker taşından sivri kemerler yerleştirilmiştir.

Hamamın soğukluk kısmı dikdörtgen planlı olup, üzerini 12 m. yüksekliğinde bir kubbe örtmüştür. Bu kubbe üzerinde aydınlık feneri bulunmaktadır. Soğukluğun çevresinde 1.30 m. genişliğinde sedirler ve nişler sıralanmıştır. Ortasında da sekiz köşeli bir havuz bulunmaktadır. Ilıklığın sağ tarafında iki hela, karşısında ise yıkanma hücreleri bulunmaktadır. Sıcaklık bölümü oldukça geniş olup, üzeri merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Ortada göbek taşı, köşelerde de halvet hücreleri bulunmaktadır.

Çoban Mustafa Paşa Hamamı’nın kadınlar ve erkekler kısmı birbirlerinin eşidir. Her iki yapıda da simetriye önem verilmiş ve birindeki en ince detay diğerinde de tekrarlanmıştır. Hamam çeşitli zamanlarda onarım görmüş olup, günümüzde halen kullanılmaktadır.


Menzilhane Hamamı (Gebze)

Kocaeli Gebze ilçesinde, Menzilhane Mahallesi’nde, Sultan Orhan Camisi'nin yanında bulunan hamamın yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Cami ile hamamın yapı üslubu ve kullanılan malzemenin birbirine çok yakın benzerliklerinin oluşundan ötürü her ikisinin de aynı zamanda yapıldığı sanılmaktadır. Bunun yanı sıra Matrakçı Nasuh’un Gebze ile ilgili minyatüründe de Orhan Gazi Camisi’nin yanı başında bir hamam görülmektedir.

Menzilhane Hamamı küçük bir yapı olmasına karşılık ilginç bir plan düzenine sahiptir. Ancak 1970’li yıllardan sonra hamamı işletenler kendi görüşlerine göre bir takım ekler yapmışlar ve bu da hamamın orijinalliğinden uzaklaşmasına neden olmuştur.

Hamamın batı yönündeki dışa hafif çıkıntılı girişi üzerinde bir kitabe yeri varsa da rumi ve kıvrık dallardan oluşmuş bordür içerisindeki kitabe günümüze gelememiştir. Hamamın girişi ahşap ve düz tavanlıdır. Üç cephesine de oldukça yüksek ikişer pencere açılmıştır.Soğukluk kısmı küçük bir kubbe ile örtülmüş. Buradan dikdörtgen planlı sivri kemerlerle bölümlere ayrılmış sıcaklığa geçilmektedir. Sıcaklık kare planlı olup, üzerini pandantiflerin taşıdığı bir kubbe örtmüştür. Halvetin yanında tonozlu küçük yıkanma hücresi bulunmaktadır. Hamamın kuzeyine üzeri tonozlu bir sarnıç ve bir de külhan eklenmiştir.


Çarşı Hamamı (Gebze)

Kocaeli Gebze ilçesinde, Cumhuriyet Caddesi ile Hamam Sokağı arasında bulunan bu hamamın kitabesi günümüze ulaşamadığından yapım tarihi ile banisi bilinmemektedir. Kapı üzerindeki kitabelik yeri boş bırakılmıştır. Büyük olasılıkla bu hamam Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’nin yapımından önce (1523-1534), külliyenin yapımında çalışan işçilerin yıkanması için yapılmıştır.

Hamam kesme ve kaba taştan yapılmıştır. Hamamın giriş kapısı yuvarlak kemerli olup, dikdörtgen silmeli bir çerçeve içerisine alınmış ve böylece görkemli bir görünüm elde edilmiştir. Kare planlı soğukluğun üzeri trompların taşıdığı merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Buradan geçilen sıcaklık bölümü yine kare planlı olup, merkezi kubbe ile örtülüdür. Hamam değişik zamanlarda onarılmış olmasına rağmen orijinalliğini korumuştur.
Kocaeli Kocaeli Sarayları

Diocletianus Sarayı (Merkez)

Kocaeli Kemalpaşa Mahallesi’nde Eski İstanbul Caddesi üzerinde bulunan Diocletianus Sarayı’nı Roma İmparatoru Diocletianus (MS.284-305), Nicomedia’da (İzmit) tiyatro, hipodrom ve Pazar yerinin yanı sıra yaptırmıştır. Romalı tarihçi Libianus 358’de şehrin geçirdiği büyük bir depremden sonra bu sarayın yapıldığını belirtmekte ve aynı zamanda sarayın mükemmelliğine değinmektedir:

“Bu şehir ağaçlar ve bahçeler içinde denizden akropole kadar teraslar biçiminde uzanırdı. Buradaki Helenizm’e ait her şeyin en güzelleri ve en mükemmelleri bulunurdu. Bu haşmeti imparator sarayının denize akseden gölgelerinde görmek mümkündür. Bu heybetli tablonun önünde yer alan liman her zaman gemilerle dolu olarak muhteşem tabloyu tamamlayan bir motiftir”.

Diocletianus Sarayı’nın yeri kesinlik kazanamamıştır. Bunun da nedeni İstanbul Caddesi üzerindeki yol yapımı ve yeni yapılanma bu sarayın kalıntılarını ortadan kaldırmıştır. Kaynaklardan öğrenildiğine göre; saray mermerlerle kaplı son derece görkemli bir yapı idi. Günümüze yalnızca çevredeki blok binaların altında kalan sarnıç kalıntıları gelebilmiştir.


Abdülaziz Sarayı (Av Kasrı) (Merkez)

Kocaeli Kemalpaşa Mahallesi’nde bulunan Abdülaziz Av Köşkü, Abdülaziz Sarayı, Av Kasrı, Küçük Saray ve Hünkâr Köşkü isimleriyle tanınmaktadır. İzmit Körfezi’ne hakim, çam ağaçları arasındaki bu yapı Sultan Abdülaziz (1861-1876) döneminde, Anadolu demiryollarının ilk bölümünü oluşturan Haydarpaşa-İzmit arasındaki 89 km. lik yolun 1875’te hizmete girmesi ve padişahın yapılacak törene gelmesi nedeniyle yaptırılmıştır. Bunun yanı sıra avlanmaya düşkünlüğü ile tanınan Sultan Abdülaziz’in zaman zaman bu yöreye gelip avlandığı iddia edilmişse de bunu kanıtlayacak belgeye rastlanmamıştır.

Sultan Abdülaizi Sarayı’nın mimarı Kirkor Amira Balyan’ın oğlu, Mimar Karabet Amira Balyan’dır. Karabet Amira Balyan bu sarayın yanı sıra İzmit’te bir çuha fabrikası ile Hereke’de kumaş ve halı fabrikası yapmıştır.

Sultan Abdülaziz Sarayı, mabeyn dairesi ve muhafızların bulunduğu yapılarla oldukça geniş bir alana yayılmıştır. Bu yapılar uzun süre Jandarma İl Komutanlığı, Ziraat Müdürlüğü ve Adliye olarak kullanılmış, yapılan onarımlar sonucunda da orijinalliğini büyük ölçüde yitirmiştir. Abdülaziz Sarayı ise Cumhuriyetin ilanından sonra bir süre Hükümet Konağı olarak kullanılmış, daha sonra Kocaeli Müzesi olmuştur.

Saray XIX.yüzyıl sonlarında Türk yapı sanatına egemen olan eglektik ve ampir üslupların bir araya getirildiği bir mimariyi yansıtmaktadır. Sarayın yapım tarihi kitabelerinin bozulmasından ötürü kesinlik kazanamamıştır. Sarayın geniş avlu duvarlarından bazıları günümüze ayakta gelebilmiştir. Saat Kulesi yönünde anıtsal bir avlu giriş kapısı bulunmaktadır. XIX.yüzyıl Avrupa mimarisi üslubunda yapılan bu giriş kapısı mermerden olup, girişin iç ve dış cephelerinde, yüksek kaideler üzerinde ikişer yuvarlak sütun ve kitabeler bulunmaktadır. Bu kitabelerin üzeri bir dönem sıva ile kapatılmış, 1978-1979 yıllarında sıvalar kaldırılmış ve altından yeşil zemin üzerine altın yaldızlı kitabeler ortaya çıkarılmıştır. Bu kitabelerde sarayın Abdülaziz döneminde yapıldığı yazılıdır.

Dış görünümü ile mermer kaplı, iki katlı bir yapı olan saray, ince uzun kemerli pencereleri ile Kocaeli’nin karakteristik bir yapısıdır. Pencerelerin kenarlarındaki kuvvetli kornişler kolonlarla birlikte tüm cepheye hareket kazandırmıştır. Yuvarlak kemerli giriş kapısından mermer döşeli büyük bir salona girilmektedir. Bu salonun iki yanında aynalı iki büyük oda ve arkasında da hizmetkarlara ait küçük bir oda, tuvalet ile üst kata çıkan gizli bir servis merdiveni bulunmaktadır. Sarayın ikinci katına tek yönlü başlayıp, ikiye ayrılan anıtsal mermer bir merdivenle çıkılmaktadır. İkinci katta büyük bir divanhane, onun iki yanında dinlenme ve yatak odaları, tuvalet, tümüyle mermer kaplı bir banyo bulunmaktadır. Fransa’dan özel olarak getirilmiş parkelerle kaplı olan ikinci katın pencerelerinin ahşap doğramaları beyziye yakın şekildedir. Bunun sonucu olarak da pencerelerde büyük boyda camlar yerine küçük camlar kullanılmıştır.

Sarayın ikinci katında özellikle tavanlarda bezemeler ve resimler bulunmaktadır. Fransız ressamı Sasso’nun eseri olan tavan bezemeleri sıva üzerine yağlı boya ile yapılmıştır. Aynı zamanda alt katın giriş tavanına da aynı ressam büyük bir madalyon yapmış, dışında kalan yerlere de geometrik geçmelerle kıvrık dallar yerleştirmiştir. Küçük iki madalyon içerinse ağaçlar arasında koşan bir geyik ve bir de aslan resmedilmiştir. Alt katın yan odalarının tavanları da oldukça basit çizgili, kıvrık dallar, çiçekler, meyveler ve çeşitli manzaralarla doldurulmuştur. İkinci kata çıkan merdiven üzerinde stilize palmetli yıldızların bulunduğu küçük bir madalyon görülmektedir. Bunun dışında kalan boş yüzeyler çiçek buketleri dörtgenler içerisine alınarak hareketli bir görünüm kazandırılmıştır.

İkinci katın divanhanesinin tavanı kasrın en zengin bezemelerine sahiptir. Burada bayrak, mızrak, kılıç, boru, balta ve terazi resimlerinden oluşan kompozisyonlar bulunmaktadır. Aralarına da güneş ışınları içerisinde Sultan Abdülaziz’in küçük tuğraları yerleştirilmiştir. Burada da kıvrık dallar, çiçekler ile tüm yüzey doldurulmuştur. Divanhanenin en önemli yağlı boya resimleri arasında, fırtınalı bir havada dalgalarla boğuşan, buharlı, yelkenli ve tek bacalı bir gemi görülmektedir. Diğer yağlı boya resimlerde arkasında dağların bulunduğu bir liman, önünde demir atmış buharlı ve yelkenli gemiler görülmektedir. Buradaki bir diğer resimde ise, karanlık bir havada kayalıkların önünde yelkenli bir kalyon görülmektedir. Bu resimlerde ressamın imzası bulunmamaktadır.

Sultan Abdülaziz Sarayı’nda bazı tarihi olaylar olmuştur. Atatürk Kocaeli grubunu denetlemek üzere 18-20 Haziran 1922’de buraya gelmiş, Fransız yazarı Claude Farrére ile burada görüşmüştür. Bunun ardından Atatürk 16-21 Ocak 1923’te İzmit Basın Toplantısını burada düzenlemiştir. Atatürk işgal altındaki İstanbul gazetelerinin başyazarlarını da burada kabul etmiş, devrimlerle ilgili günün koşullarından söz edilmiştir. Ancak, bu toplantının bazı bölümlerinin yayınlanmaması için de bir karar alınmıştır.

Saray 28 Haziran 1967’de Kocaeli Müzesi olmuştur. Yeni müzenin Fuar Alanı’na taşınmasına kadar da bu işlevini sürdürmüştür.

 

Kocaeli Kocaeli Çeşmeleri

Tarihi kaynaklardan öğrenildiğine göre İzmit’te tarih boyunca çok sayıda çeşme ve sebil yapılmıştır. Ancak bu çeşmelerin büyük çoğunluğu kente 1933 yılında Paşa Suyu’nun getirilmesi ile kendi haline bırakılmış ve bunların yıkılmalarına olanak sağlanmıştır. Çeşmelerden bazıları da yeni açılan yol ve caddelerden ötürü yıkılmıştır. Bu çeşmeler arasında; Selçuklu döneminde yapıldığı sanılan Tozluzade Çeşmesi 1966 yılında yıkılmıştır. Kocaeli Müzesi’ne rastlantı sonucu getirilen Hasanağa Çeşmesi (1882) Ulugazi İlköğretim Okulu yakınında Hacı Mehmet Ağa çeşmelerinin kitabeleri bu yıkımdan arta kalan örneklerdir. Bunların yanı sıra Gebze’de Hamam Çeşmesi, Orun Mustafa Çeşmesi, Meydan Çeşmesi günümüze gelemeyen çeşmeler arasındadır.


Canfeda Kethuda Kadın Çeşmesi (Merkez)

Kocaeli İzmit Körfezi’ne hakim tepede, İç Kale’nin ortasındaki set üzerinde yer alan Orhan Gazi Camisi’nin avlu kapısının karşısında bulunan bu çeşme Orhan Gazi Camisi ile beraber yaptırılmıştır. Daha sonra Canfeda Kethüda Kadın 1826 yılında çeşmeyi yenilemiş, Sultan II.Mahmut’un hazinedar ustası Suada Usta tarafından tamir edilmiştir.

Çeşmenin üzerinde Canfeda Kethüda Hatun’un 1826 yılında yeniden yaptırdığını gösteren sülüs yazılı kitabesi bulunmaktadır:

Kitabe:

Sahibü’l hayrat Canfeda Kethüda Kadın merhumenin İzmit’in midderununda inşa ve icrasına muvaffak oldukları
Çeşmeleri su yollarının müruru zaman ile müşrif-i harap ve muat